takipte kal

Mutlu bir hayat!
Okul Öncesi Dönemde Ekran Süreci Hakkında Düşünceler

Okul Öncesi Dönemde Ekran Süreci Hakkında Düşünceler

“Çocuğum ne kadar ekran izleyebilir?”,
“Hiç ekran vermemeli miyim?”,
“Eğitici videoların da zararı var mı?”,
“Yemek yerken çizgi film izlemesi sorun olur mu?”

Okul öncesi dönemde çocuğu olan ebeveynlerin en sık sorduğu sorular arasında ekran kullanımı geliyor. Telefonlar, tabletler, televizyonlar ve dijital içerikler günlük yaşamın bir parçası haline geldiği için, pek çok aile açısından çocuğu ekrandan tamamen uzak tutmak oldukça zor olabilir.

Bu nedenle belki de ebeveynlerden sık gelen “Çocuğum kaç dakika ekran izlemeli?” sorusunu şöyle genişletmek daha yararlı olabilir:

Çocuğum ekranda ne izliyor, nasıl izliyor, kiminle izliyor ve ekran onun hayatında nelerin yerini alıyor?

Okul öncesi dönemde ekran kullanımını değerlendirirken yalnızca süre değil; çocuğun yaşı, gelişim düzeyi, içeriğin niteliği, ekranın hangi amaçla kullanıldığı ve ebeveynin sürece nasıl eşlik ettiği de önemlidir.

 

Küçük Çocuklar Neden Gerçek Yaşama İhtiyaç Duyar?

Yaşamın ilk yıllarında beyin çok hızlı gelişir. Gelişimin en güçlü kaynaklarından biri ekran değil, gerçek yaşamın içinde kurulan ilişkiler ve deneyimlerdir.

Çocuk bir yetişkinin yüzüne bakarken, onun ses tonunu dinlerken, birlikte oyun oynarken, nesnelere dokunurken, hareket ederken, düşüp yeniden denerken, soru sorarken ve karşısındaki kişinin kendisine verdiği yanıtları gözlemlerken öğrenir.

Örneğin bir çocuk annesine bir oyuncak uzattığında annenin gülümsemesi, “Bunu bana mı getirdin?” demesi ve oyuncağı geri vermesi küçük görünen ama gelişim açısından son derece zengin bir etkileşimdir. Çocuk burada aynı anda iletişim, sıra alma, ortak dikkat, dil, duygu ve sosyal karşılıklılık üzerine öğrenmektedir.

Ekran ne kadar kaliteli olursa olsun, özellikle küçük yaşlarda bu karşılıklı ilişkinin bütün özelliklerini aynı biçimde sağlayamaz.

Bu nedenle okul öncesi dönemde temel ilke şudur:

Ekran, gerçek ilişkinin ve gerçek deneyimin yerine geçmemelidir.

 

Ne Kadar Ekran?

Uluslararası çocuk sağlığı kuruluşlarının önerileri genel olarak yaşamın ilk yıllarında ekran kullanımının oldukça sınırlı tutulması yönündedir.

Özellikle 18–24 aydan küçük çocuklarda, görüntülü konuşma gibi karşılıklı sosyal etkileşim içeren kullanımlar dışında ekran kullanımından mümkün olduğunca kaçınılması önerilir.

Yaklaşık 2–5 yaş arasında ise ekran kullanılacaksa bunun sınırlı tutulması, kaliteli içeriklerin seçilmesi ve mümkün olduğunca bir yetişkin eşliğinde kullanılması önemlidir. Bu yaşlarda yaklaşık günde yarım saat veya daha az ekran süresi sık kullanılan bir üst sınırdır. Ancak bu rakamı “çocuğun her gün doldurması gereken ekran hakkı” olarak düşünmemek gerekir.

Bir çocuk bazı günler hiç ekran kullanmayabilir.

Dolayısıyla “Yarım saat hakkımız var, kullanalım” yaklaşımından çok,

“Bugün ekrana gerçekten ihtiyaç var mı ve ekran çocuğumun hangi deneyiminin yerini alıyor?” sorusu daha geçerli olacaktır.

 

Her Ekran Kullanımı Aynı Değildir

On dakika boyunca ebeveyniyle birlikte yaşına uygun bir hikâye izleyen bir çocuk ile aynı süre boyunca hızlı geçişli kısa videolar arasında sürekli kaydırma yapan bir çocuk aynı dijital deneyimi yaşamaz.

 

İçerik seçerken özellikle şu özelliklere dikkat edilebilir:

  • Yaşa ve gelişim düzeyine uygun olması
  • Hikâyenin çocuğun takip edebileceği bir hızda ilerlemesi
  • Aşırı hızlı görüntü ve ses değişimleri içermemesi
  • Şiddet, korkutucu görüntüler ve yaşa uygun olmayan temalar içermemesi
  • İçeriğin sürekli yeni uyaran sunarak çocuğu ekranda tutmaya çalışmaması
  • Reklam ve tüketim mesajları içermemesi
  • Çocuğun günlük yaşamıyla ilişkilendirebileceği anlamlı içerikler sunması
  • Otomatik oynatma ve sonsuz kaydırma gibi kullanımı uzatan özelliklerin sınırlandırılması

Burada “eğitici” etiketine de dikkat etmek gerekir. Bir uygulamanın veya videonun üzerinde “eğitici” yazması, onun gelişimsel açıdan gerçekten yararlı olduğu anlamına gelmez.

 

Birlikte İzlemek Neden Önemli?

Okul öncesi dönemde ekran kullanımının niteliğini değiştirebilecek en önemli faktörlerden biri ebeveynin eşliğidir.

Çocuğun yanına oturmak, izlediği içerik hakkında konuşmak, sorular sormak ve ekrandaki deneyimi gerçek yaşamla ilişkilendirmek ekranı pasif bir etkinlikten daha etkileşimli bir deneyime dönüştürebilir.

Örneğin ekrandaki karakter üzgünse: “Çocuk biraz üzgün görünüyor. Sence ne olmuş olabilir?”

diye sorabilirsiniz.

Bir hayvan görülüyorsa: “Geçen gün parkta gördüğümüz köpeği hatırlıyor musun?”

diyebilirsiniz.

Böylece çocuk yalnızca görüntü tüketmez; düşünür, konuşur, bağlantı kurar ve deneyimini bir yetişkinle paylaşır.

 

Ekran Neyin Yerini Alıyor?

Ekran konusunda yalnızca dakikaları saymak bazen bizi asıl önemli noktadan uzaklaştırabilir.

Gelişim açısından 30 dakikalık ekran kullanımının anlamı, o 30 dakikanın neyin yerine geçtiğine göre değişebilir.

Eğer ekran; serbest oyunun, fiziksel hareketin, dışarıda geçirilen zamanın, ebeveynle oyun ve sohbetin, kardeş veya akran etkileşiminin, kitap okumanın ya da uykunun yerini almaya başladıysa kullanım biçimini yeniden değerlendirmek gerekir.

Özellikle okul öncesi dönemde çocukların hareket etmeye, dokunmaya, keşfetmeye, sıkılmaya, hayal kurmaya ve oyun üretmeye ihtiyaçları vardır.

Zaman zaman sıkılmak gelişimin önemli bir parçasıdır. Çocuk her boş kaldığı anda kendisine ekran sunulduğunda, kendi oyununu başlatma ve boş zamanı yapılandırma fırsatını daha az yaşayabilir. Bu durum dikkat ve yürütücü işlevlerin gelişmesinin önünde bir engel oluşturur.

 

Ekranların, Duyguları Susturmanın bir Yolu Haline Gelmesi

Ekranların ebeveynler açısından çok güçlü bir özelliği vardır: Çocukları çoğunlukla hızla sakinleştirirler.

Restoranda beklerken, arabada sıkıldığında, ağladığında veya öfkelendiğinde telefonu vermek bazen son derece pratik görünebilir. Ebeveynler bazen bu yola başvurur.

Ancak ekran sürekli olarak çocuğun zor duygularını ortadan kaldırmanın temel yolu haline geldiğinde farklı bir sorun ortaya çıkabilir.

Okul öncesi yıllar çocuğun duygularını tanımayı, beklemeyi, hayal kırıklığına dayanmayı ve bir yetişkinin desteğiyle yeniden sakinleşmeyi öğrendiği yıllardır.

Çocuk üzgün olduğunda bir yetişkinle olan ilişkisi çocuk için duygudurumunu düzenlemeyi öğrenmesinin yoludur:

“Çok kızdın. Oyundan ayrılmak istemedin. Buradayım” diyerek çocuğu sakinleştirebilen bir yetişkinin varlığı çocuğun kendi duygudurumunu düzenlemeyi öğrenmesini sağlar.

Bu tür küçük anlar, çocuğun zaman içinde kendi duygularını düzenleyebilmesinin temelini oluşturur. Amaç çocuğun hiç zorlanmaması değil; zorlandığında yanında düzenleyici bir yetişkin bulabilmesidir.

 

Yemek Yerken Ekran?

Özellikle küçük çocuklarda mümkün olduğunca ekransız öğünler oluşturmak önemlidir.

Yemek yalnızca kalori alınan bir zaman değildir. Çocuk açlık ve tokluk sinyallerini fark etmeyi, farklı tat ve dokuları deneyimlemeyi, aile üyeleriyle sohbet etmeyi ve sosyal rutinlere katılmayı öğrenir.

Ekrana yoğun biçimde odaklanarak yemek yiyen çocuk ise bedeninden gelen bazı sinyallere daha az dikkat edebilir.

Bu nedenle “Yeter ki yesin” diye başlayan ekranlı öğünler zaman içinde vazgeçilmesi zor bir alışkanlığa dönüşebilir.

 

Uyku Öncesinde Ekrana Dikkat

Uyku öncesindeki zaman, çocuğun uyarılmışlıktan sakinliğe geçtiği bir zaman olmalıdır. Bu nedenle yatmadan 1 saat önce ekran kullanımını sonlandırmak ve yerine daha sakin rutinler oluşturmak önemlidir.

Örneğin banyo yapmak, pijama giyip kısa bir sohbet etmek, kitap okumak, sarılmak ve uykuya geçmek şeklinde öngörülebilir bir rutin hem uykuya geçişi kolaylaştırabilir hem de ebeveyn–çocuk ilişkisi açısından çok kıymetli bir günlük rutine dönüşebilir.

 

“Kapatıyoruz” denildiğinde Kriz Çıkıyorsa

Ekranı kapatmak bazı çocuklar için gerçekten zor olabilir. Özellikle hızlı ve yoğun uyaran içeren içeriklerden ayrılmak güçleşebilir.

Bu durumda ekranı aniden elinden almak yerine geçişi öngörülebilir hale getirmek yardımcı olabilir:

“Bir bölüm daha izleyeceğiz, sonra kapatacağız.”

“Beş dakika sonra ekran zamanı bitiyor.”

“Video bittiğinde tableti kapatıp legolarına geçeceğiz.”

Çocuk itiraz ettiğinde sınırı kaldırmak yerine duygusunu kabul etmek daha etkili olur:

“Devam etmek istediğini biliyorum. Kapatmak zor geliyor. Ekran zamanı bitti.”

Burada önemli bir ayrım vardır:

Çocuğun duygusunu kabul etmek, sınırı kaldırmak anlamına gelmez.

Çocuk kızabilir ve ebeveyn yine de sakin, tutarlı ve şefkatli biçimde sınırı koruyabilir.

 

Ebeveynlerin Ekran Kullanımı da Önemli

Çocukların ekranla ilişkisini yalnızca çocuklara koyduğumuz kurallar belirlemez. Çocuklar aynı zamanda bizim teknolojiyle kurduğumuz ilişkiyi de gözlemlerler.

Çocuk bize bir şey anlatırken telefona bakıyorsak, yemek masasında sürekli bildirimleri kontrol ediyorsak veya her boş anımızı ekranla dolduruyorsak, verdiğimiz mesaj sözlerimizden daha güçlü olabilir.

Bu nedenle bazı zamanları bütün aile için ekransız hale getirmek oldukça değerlidir:

Yemek masası, birlikte oyun zamanı, kısa yürüyüşler ve uyku öncesi rutinler bunun için iyi başlangıç noktaları olabilir.

 

Ekran Kullanımını Yeniden Değerlendirmemiz Gerektiğini Nasıl Anlarız?

Çocuğun ekranı bırakmakta giderek daha fazla zorlanması, ekran olmadığında hiçbir etkinliğe yönelmek istememesi, ekranın uykuya, harekete veya aile etkileşimine belirgin biçimde engel olması, sürekli daha fazla ekran istemesi ya da yemek, sakinleşme ve oyalanmanın yalnızca ekranla mümkün hale gelmesi durumunda ekran düzenini yeniden değerlendirmek yararlı olabilir.

Burada amaç çocuğu veya ebeveyni suçlamak değildir. Bu belirtiler bize yalnızca dijital yaşam ile çocuğun diğer gelişimsel ihtiyaçları arasındaki dengenin yeniden kurulması gerektiğini söyler.

 

Ekranı Yasaklamak Değil, Dijital Yaşamı Düzenlemeyi Öğretmek

Çocuklarımız dijital teknolojilerin olmadığı bir dünyada büyümeyecekler. Bu nedenle uzun vadeli hedef onların ekranla hiç karşılaşmaması değil; teknolojiyle sağlıklı bir ilişki geliştirmelerine yardımcı olmaktır.

Okul öncesi dönemde bunun temellerini ebeveynler atar.

Ekranın ne zaman açılacağına yetişkinin karar vermesi, kullanımın belirli başlangıç ve bitişlerinin olması, yaşa uygun içerik seçilmesi, mümkün olduğunca birlikte izlenmesi ve ekranın oyun, ilişki, hareket ve uykunun önüne geçmemesi bu sürecin temel ilkeleridir.

Belki de ebeveynlerin kendilerine sorabilecekleri en yararlı soru şudur:

“Bugün çocuğum ekran karşısında ne kadar zaman geçirdi?” yerine, “Bugün çocuğum ne kadar oynadı, hareket etti, keşfetti, benimle ilişki kurdu ve kendi dünyasını oluşturabildi?”

Çünkü okul öncesi yıllarda sağlıklı gelişimin en güçlü uyaranı çoğu zaman en yeni uygulama veya en eğitici video değildir.

Çocuğun gelişimi için en zengin ortam gerçek yaşamdır: oyun, hareket, merak ve güvenli bir ilişki içinde kendisine karşılık veren bir yetişkin.

Comments Off

Aylin İlden Koçkar

Prof. Dr. Aylin İlden Koçkar

Uzmanlık alanı çocuk ve ergen psikopatolojisi olan Prof. Dr. Koçkar bebeklik, okul öncesi, çocukluk ve ergenlik döneminde görülen duygu-durum bozukluklarını araştırmakta ve bu konularda seminer ve danışmanlık vermektedir.

×